spot_imgspot_img

Haftanın Popülerleri

spot_img

İLGİLİ YAZILAR

Arap Kızı Kemale “AFRO TÜRKLER”

Takvim yaprakları 1880’li yılları gösteriyor… Dünyanın uzak kısmında Kenya’nın Kikuyu kabilesine mensup yerliler, çamaşır yıkamak için, köylerine yürüme mesafesindeki Hint Okyanusu’nun sahiline inmişlerdi. Göz alabildiğine uzanan harika bir kumsal, Bu kumsal Avrupalı denizciler arasında “köle kıyısı” olarak biliniyordu.

Çamaşır yıkayan yerliler hiç bir şeyden habersizken korsanların saldırısına uğradılar. Kaçmaya çalışırken içlerinden öldürülenler oldu. Elleri kolları bağlandı, zincire vuruldular, silah gücüyle korsan gemilerine bindirildiler, eziyet göre göre, kamçılana kamçılana ambara indirildiler. Kadın, erkek, çocuk, 100 kadar talihsiz yerli vardı. İbrahim onlardan biriydi. Eşi ve henüz iki yaşındaki oğlu Ahmet‘le birlikte yakalanmıştı.

Köle olarak satılmak üzere meçhule doğru yola çıktılar. Kaç gün, kaç gece gittiklerini bilmiyorlardı, sadece su ve kuru ekmek veriliyordu, karanlık, küf ve idrar kokulu ambarda, ayaklarında pranga, birbirlerine sarılarak hayatta kalmaya gayret ediyorlardı.

Girit’e vardılar. Her şeye rağmen, diğerlerine göre şanslı sayılırlardı, çünkü ayırmadılar, ailece sattılar. Resmo’da çiftlik sahibi olan, zengin bir Osmanlı ailesinin malı olmuşlardı. Yıllarca çok kötü şartlarda yaşadılar, en pis, en ağır işlerde boğaz tokluğuna kölelik ettiler.

İbrahim 20 yıl kadar dayanabildi, yorgun ve kırgın kalbi durdu, rahmetli oldu. Ahmet büyümüştü, bir başka köle kızcağızla evlendirdiler.

Takvimler 1908’i gösterirken, Yunanistan Girit’i ilhak etti, çarşı karıştı. Resmo’daki Kandiye’deki çiftlik sahipleri, kölelerini ufak ufak elden çıkarmaya, İstanbul’a satmaya başladılar. Ahmet hariç… Sahipleri son ana kadar ondan vazgeçmedi.

1923… Ahmet’in kızı oldu. Henüz kırkı çıkmamış, adı konmamışken, Lozan antlaşması gereğince mübadele başladı, ailesiyle gemiye bindi, Girit’teki Türklerle beraber anavatana geçti, Ayvalık’a ayak bastı.

Osmanlı kölesi Ahmet… Atatürk Cumhuriyeti’nde eşit yurttaş oldu.

En ufak bir ayrım yapmayan genç Türkiye Cumhuriyeti, sadece bağrına basmakla kalmadı, Ayvalık’ta başını sokabileceği bir ev, geçinebilmesi için zeytin ağaçları da verdi.

Özgür insan Ahmet… Mustafa Kemal’e hissettiği sevgiyi, çocuğuna yansıttı, kırk günlük minicik kızına “Kemale” adını verdi.

Yıllar yılları kovaladı… Yoksulluk nedeniyle ilkokulu yarıda bırakan Kemale, aile bütçesine katkı için terzinin yanında çalışmaya başladı, meslek edindi. Büyüdü serpildi, mahallenin delikanlısı Mehmet’e gönlünü kaptırdı. Mehmet de Resmo doğumlu, mübadil bir ailenin çocuğuydu. Kemale siyahken, Mehmet sarışın, mavi gözlüydü. Önceleri konu komşuyu boş ver, kendi aileleri için bile yadırgatıcı bulundu ama, aşk işte, önünde durabilmek mümkün mü.? Üç gün üç gece süren düğünle evlendiler. Boy boy, dokuz çocukları oldu.

Yıl 1953… Kemale dört kızdan sonra beşinci çocuğunu dünyaya getirdi, erkekti, gene Mustafa Kemal’den yola çıkara adını Mustafa koydu. Minik Mustafa, sarışın babasına değil, annesine çekmişti, dedesi Ahmet’in adeta genetik kopyasıydı. Siyahtı.

Sokakta arkadaşlarıyla oynarken, kimse ona sen farklısın demiyordu ama, o farkındaydı. Merak etmeye, annesine, ninesine sormaya başladı. Arkadaşlarım, babam, herkes beyazken, ben, kardeşlerim, annem niye siyah? Bu soruyu ne zaman sorsa, büyüklerinin gözleri kederle dolar, cevap vermezler, geçiştirirlerdi.

İzmir’e taşındılar. İlkokulu bitirdi, ailenin maddi sıkıntıları nedeniyle devam edemedi, çalışmak zorundaydı, torna tesviye atölyesinde işe girdi. Kitap okumaya inanılmaz meraklıydı. Okuya okuya kendisini yetiştirdi. Askerlikten sonra, Halkevleri Derneği’nin aktif üyelerinden biri oldu.

Yıl 1978… Karabağlar Halkevleri, silahlı sağcı bir grup tarafından basıldı. Mustafa sağ bacağından ve sağ kolundan vuruldu. Ameliyat üstüne ameliyat, ölümden döndü ama, sağ kolu bir daha asla eskisi gibi çalışamadı. Meslek değiştirmek zorunda kaldı, mermer ustası oldu.

Sonra 12 Eylül darbesi oldu. Mustafa tutuklandı. Suçu falan yoktu ama, ihtiyaten bir sene yatırıldı.

Hapisten çıktıktan sonra kaleme sarıldı. Hayatını yazmaya karar vermişti. Kendi kendine yönelttiği ilk soru, çocukluğunun sorusuydu: Ben kimim?

Ve, makarayı geriye sara sara, aile ağacının köklerini ortaya çıkardı.

Oturdu, ilk kitabını yazdı:

Arap Kızı Kemale

Annesinin öyküsünü anlattı.

Arap Kadın Kemale
Arap Kadın Kemale

Sonra ikinci kitabı “Köle – Kenya, Girit, İstanbul Kıyısından İnsan Biyografileri”ni yazdı. Bu kitap, Fransızca’ya çevrildi.

Ardından, tüm aile öyküsünü içeren belgesel yapıldı, tarihimizdeki kölelik sistemini anlatan ilk belgeseldi, TRT’nin yanı sıra, Fransa’da, İngiltere’de, ABD’de Kanada’da yayınlandı.

Belgeselin adını bizzat Mustafa koydu: “Arap Kızı Camdan Bakıyor!”

Ve Mustafa, yine tarihimizde ilk kez “Afrikalılar Kültür ve Dayanışma Derneği”ni kurdu. 2006 yılında derneğin açılış törenine, UNESCO Köle Yolu Projesi Başkanı bile katıldı. Kıt kanaat imkanlarla faaliyet gösteren bu derneğin çatısı altında mucizevi işler başardı, İzmir’deki konferanslara dünya çapında bilim insanları katıldı, Türkiye farkında bile değildi ama, “Afro Türk” kavramını dünyaya tanıttı.

Bir gün hayatının en büyük ideallerinden birini gerçekleştirdi, İzmir’de Dana Bayramı‘nın kutlanmasını sağladı. (Dana Bayramı, dini değildir, kültüreldir, Afrika geleneğidir, kabilenin ileri gelenleri ortaklaşa dana alır, mayısın ilk haftasında kurban edilir.) Afro Türk Derneği‘nin Konak belediyesiyle gerçekleştirdiği Dana Bayramı Festivali’nde, Alsancak sokaklarında bir hafta boyunca Afrika rüzgarı esti, Afrika kostümleri, maskeleri, müzikleri ve danslarıyla kortejler yapıldı. Hayvan haklarına saygı gereği, dana kurban edilmedi, hatta kortejde bile gerçek dana yerine, dana maketi kullanıldı. Piknik yapıldı. Paneller yapıldı. Türkiye’nin gene haberi bile yoktu ama… Kanada’dan İsrail’den, kölelik kavramı üzerine dünya otoritesi kabul edilen bilim insanları konuşmacı olarak katıldı.

Şahsi çabalarıyla, adeta tek başına mücadele ederek bu rengarenk bayramın kutlanmasını sağlayan Mustafa, hayatının en mutlu günlerinden birini yaşadı.

Oysa, ağır hastaydı. Dana Bayramı boyunca yüzündeki tebessüm asla eksik olmadı, kimseye belli etmedi ama, amansız hastalığın neredeyse son evresindeydi. Son nefesine kadar çalıştı, didindi, çırpındı, Afro Türk kültürünün tanınmasına katkı sağladı.

Ve sonunda kaybettik Mustafa‘yı… Varyant’taki Fatih camisinde kılınan cenaze namazı sonrasında, Paşaköprüsü’nde toprağa verildi. Sessiz sedasız. Türkiye’nin ruhu bile duymadı.

Mustafa Olpak
Mustafa Olpak

Türkiye çok değerli bir evladını kaybetti.

Adı Mustafa Olpak idi.

Siyahtı, memleketin yüz “ak”ıydı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

POPÜLER MAKALELER